Gün geçmiyor ki yurdumuza can sıkıcı bir haber almayalım derken, aldığımız son acı haber hepimize dilimizi ısırmamıza sebep oldu. Canımızı gerçekten çok gerçekten çok yaktı. Haberi izlerken öfkeden yerimizde duramazken , “ - yine mi arkadaş bu nasıl bir saçmalıktır? Bu nasıl bir ihmaller silsilesidir demekten kendimizi alamazken , içimizdeki o korkunç yangınla boğazımız düğümlendi , göz yaşlarımızı tutamadık. O kadar yandı ki canımız hemen hemen hepimiz yanımızda kim varsa sarılıp o acımızı paylaştık, adeta o anları o canlarımızla yaşadık ve kahrolduk.
Kısa tatilden istifade ; bir nefes almak, biraz yorulmakla birlikte kafa dağıtıp dinlenmek, belki de kara hasret kaldığımız, mevsimleri bile adam gibi zamanında yaşayamadığımız ana tat katmak için planlar yapıldı. Heyecanla valizler hazırlandı yollara konuldu. Kim bilebilir ki ölüme gidildiğini… Kim bilebilir ki eğlenmek için koşa koşa gittiği tatilin kendisine cehennem olacağını… Ben söyleyeyim beyler, hanımlar…Bu pervasız , sorumsuz YÖTECİLER bilmeliydi…
Herkes, hemen sadece işletme sahibini suçlarken; tabi , haklı olarak ancak, o yapının bu kadar hayati eksiklerine rağmen ruhsat verenden tutun, o ruhsatın düzenlenmesinde olur veren mühendislerin, belediyenin, o ilinin kaymakam ve valisinin hatta daha da ileri götüreyim, her dayısına , her istediği oluru rahatça verip SİSTEMSİZLİK ÜZERİNE KURULMUŞ SİSTEM i inşa edip uygulayan HÜKÜMET de en az işletme sahibi ve üst düzey diğer yöneticiler kadar suçludur. Artık işletme sahibinin ceza almasının bir anlamı yok sadece teselli olabilir. Gideni geri getirmez. O büyük acıyı dindiremez. Hepimizin korktuğu ani ölümün bu sefer de, yine birilerinin rahat rant sağlamak için yaptığı işlemlerin sonucunda 79 kişiye ulaşan can kaybıyla karımıza çıkmıştır. Kaybımız sadece DNA'larından tanınabilecek hale gelen 79 cenazenin değil aynı zamanda her birinin annesi, babası, kardeşleri, çocukları, eşleri ve bütün ülkemizin acı kaybıdır.