Nihat Kaşıkcı

Nihat Kaşıkcı

MHP sırtından CHP’yi kuyudan çıkarmak

Yeni Anayasa yapım süreci konusunda daha önce bazı görüşlerimizi paylaşmıştık. Türkiye’nin, yeni ve sivil bir anayasaya ihtiyacı kesin. Hatta sivil bir Anayasa yapmak, Türk Demokratik Siyasetinin bir namus borcudur.

Maalesef, 150 yıllık Anayasa maceramızda, yüzümüzü ağartacak bir noktaya henüz ulaşamadık. Elbette bunun tek sorumlusu siyaset kurumu değil. Türkiye, düşman cephe tarafından, ‘kendi haline bırakılamayacak ülke’ sınıfında değerlendiriliyor. Buna göre de tam saha kuşatma ve baskı altında tutuluyor.

Henüz içimizdeki ayrık otlarını tam olarak temizleyebilmiş değiliz. Vatanımızdaki etki ajanları, halen güçlü ve işlevsel. 15 Temmuz’un üzerinden 8 yıl geçmiş olmasına rağmen, içimizdeki FETÖ teröristlerini bile tamamen temizleyebilmiş değiliz. Ne zaman Türk Milleti ve Türk Devleti için hayırlı bir siyasî adım atılsa, içimizdeki ve dışımızdaki düşmanlar hep birlikte çullanıyor. Anayasa konusundaki başarısızlığımızda, bu durumun da etkili olduğunu unutmayalım.

Yazının Devamı

‘İzahat isterük!...’ Ya da utanç kayıtları…

Gücünün yettiğine üst perdeden höykürüyor. Tehdit kokan cümleler kuruyor. Yaptırım uygulamaktan, hatta askerî müdahaleden dem vuruyor.

İş Siyonazilere gelince, deyim yerindeyse, yatak odasına kadar girmiş mütecavize, neredeyse rica ederek, güya tavır alıyor.

‘Birleşememiş Acizler Cemiyeti’nden söz ediyoruz. Hani şu 193 ülkenin üye olduğu… Güvenlik Konseyi gibi bir domuzlar diktatörlüğünün hâkimiyeti altında, ‘dünya barışını koruma’ gibi bir kılıfla, tüm dünyanın barış ve huzurunu katleden, zavallı bir örgütten bahsediyoruz.

Yazının Devamı

Sivil Anayasa… İnşallah…

AK Parti ve MHP, Türkiye’yi yeni ve sivil bir anayasaya kavuşturmak üzere bir kez daha harekete geçti.

Hatırlayalım… Bir önceki ‘Cemil Çiçek Anayasa Hazırlama Komisyonu’ birkaç yıl boyunca havanda su dövmüştü. O komisyondan başkaca da bir şey beklenemezdi. Sebebi gayet net: Partilerin vekil sayılarına bakmaksızın, her birine eşit üyelik verdiğin ve kararlarını ‘ittifak şartına’ bağladığın bir komisyondan, çıksa çıksa ‘komisyona havale’ kararı çıkar. Bunun ne anlama geldiğini bilmeyen yoktur herhalde. Geçelim…

Muhtemelen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başat rol oynayacağı bu yeni Anayasa hazırlama süreci, daha bir ciddiyetle ele alınıyor. Ki, bunun başka türlü olması da düşünülemez.

Yazının Devamı

Kapalı oturum!..

Maalesef CHP, Özgür Özel yönetimine rağmen, ciddi bir ‘ulusal güvenlik’ sorunu olarak karşımızda duruyor.

Genel Başkanı, Türkiye’nin devlet politikasına aykırı olarak, “HAMAS bir terör örgütüdür…” diyebiliyor.

Parti sözcüsü olan zat, “İsrail, Türkiye için yakın bir tehdit oluşturmuyor…” diye saçmalayabiliyor.

Yazının Devamı

Utanmazlar!..

Utanmak, ‘insan’ olana özgü bir erdemdir. Kişide ‘vicdan’ melekesi olduğunun da delilidir.

Dünyanın en utanmaz, en namussuz, en alçak, en şerefsiz mahluku, düne kadar sırtını sıvazlayan diğer utanmazlara, azıcık surat ekşittiler diye, “Utanın!...” diye seslendi.

Savaş değil… Katliam ve soykırım, birinci yılını doldurdu. 50 binden fazla Gazzeli Filistinli, tarihin görmediği bir katliamla yok edildi.

Yazının Devamı

Bilge Lider Bahçeli… Kitabın ortasından…

Türk Hakanı, yaklaşık 10 yıldır, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yapısını eleştiriyor. “Dünya 5’ten büyüktür!...” diyor. Tabir caizse, irikıyım emperyalistlerin BM çatısı altında oluşturduğu ‘Domuzlar Diktatörlüğü’nü silkeliyor. Ve netice almaya da başladı.

Biz de zaman zaman bu sütunda, BM’nin mevcut haliyle dünya barışına değil, adaletsizlikler ve zulümlere hizmet ettiğini vurguluyoruz.

Evet… “Söylediniz de ne oldu?” tarzındaki sığlıkları dikkate almıyoruz. Türk Devleti ve Hakanı söyledikçe, kurulu düzen sallanıyor. Düzenin kaymağını yiyen ABD gibi irikıyım domuzlar da artık bu durumun sürdürülebilir olmadığını anladılar. ABD sözcüleri, Güvenlik Konseyi’nde yenileme yapılabileceğini dillendirmeye başladılar. Fakat yine de namussuzluğu elden bırakmıyorlar. Düzenleme adı altında, Afrika’dan bir kuklayı da aralarına alma niyetini açık ediyorlar.

Yazının Devamı

İntikam alındı… Dağılabilirsiniz…

Çadır tiyatrosunun yeni sahneleri devam ediyor. Hepimizin aklıyla alay edilen bir tuluat seyrediyoruz. İsmail Dümbüllü, bugünkü günleri ve İran denilen tuhaf ülkenin yaptıklarını görseydi, herhalde kavuğunu oracıkta bırakır ve mesleğe veda ederdi.

Evet… Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah’ın, terör örgütü İsrail’in kalleşçe saldırısıyla öldürülmesinin ardından, bilmem kaçıncı kez intikam yeminleri eden İran, nihayet kendince ‘hamamın namusunu kurtaracak kadar’ eylem gerçekleştirdi.

İran, İsrail’e 500 kadar roket gönderdiğini, bunlardan bazısının kıtalararası balistik füze olduğunu söylüyor. ABD ise, İran’ın, 14 Nisan’daki koftiden füze saldırısının 2 katı füze fırlattığını, ama etkili bir vuruş yapamadığını iddia ediyor.

Yazının Devamı

Bekleyin onursuz akıbetinizi

Terör örgütü İsrail, sonunda yapacağını yine yaptı. Lübnan Hizbullahının Lideri Hasan Nasrallah’ı da katletti. Yetinmedi, Hizbullah’ın başkaca komutanlarını ve yöneticilerini de suikastla öldürdü.

Hemen şunu belirtelim: İsrail, tarihin gördüğü en alçak, en namussuz, en acımasız, en ahlâksız, en kural tanımaz terör örgütüdür. Ve bu terör örgütü, Türk Hakanı’nın da dediği gibi, insanlık tarafından bir an önce durdurulmalıdır.

İşin pis tarafı, ABD ve yancıları, mazlumun elini kolunu tutuyor, zalimin eline sopa veriyor. Zalim, eli-kolu Batılı alçaklar tarafından tutulmakta olan mazluma habire sopa vuruyor. Mazluma yardım edebilecek durumdaki seyircilerden bazısı, arada bir ses edip, hoşnutsuzluk gösterecek olsa, bu kez mazlumu zapturapt altında tutan alçaklar, onu da tehdit ediyor.

Yazının Devamı

Ne oldu intikam yeminleri?

Diş göstermekle, hırlamakla olmuyor. Silahla şala olmaz. Silah çekildiyse, tetik düşer. Türk töresi, tetiğe basma noktasına gelmedikçe, silah çekmeyi çiğlik sayar.

Savaşlar da böyledir. Silah sahibi olduğunu herkes bilir, ama bunu kimsenin gözüne sokmazsın. Aksini yaparsan, kimse ciddiye almaz.

İsrail terör örgütü, kucağına oturduğu irikıyım domuzlardan yüz bularak, kuduz köpek gibi sağa sola saldırıyor. Alçakça, namussuzca, teröristçe saldırıları durmak bilmiyor.

Yazının Devamı

Dünya Lideri dediğin böyle olur

Herkesi şucu-bucu diye etiketlemeyi sevenler için baştan hatırlatayım: Ben, kimseci değilim. Kendimi Müslüman ve Türk Milliyetçisi olarak tanımlarım. Hazreti Muhammet (SAV) dışında hiçbir kula hayranlığım yoktur. Dolayısıyla, Türk Hakanı Recep Tayyip Erdoğan ve ‘Bilge Kağan’ Devlet Bahçeli için yazdığım olumlu cümleler, sadece ve sadece, yaptıkları hayırlı hizmetlere dönüktür.

Önce bir durum tespiti yapalım: Ekonomik sıkıntılar, enflasyon, faiz, döviz vs… Eğer bunlara takılır da kendimizi ‘geçim sıkıntısı derbederliğine’ verirsek, ne millete ne de ümmete bir hayrımız dokunur. Sayılı nefeslerimizi tüketir ve öbür tarafa elimiz boş gideriz. Kaldı ki, bugün şikâyet edilen ekonomik meseleler, kârdan kayıp mesabesindedir. Yoksa, herkes 10-20 yıl öncesine göre çok daha rahat ve müreffeh bir hayat sürmektedir. Tabi bunu Z kuşağı diye tabir edilen yeni nesle anlatmanın imkânı yok.

Türk Devleti; 300 küsur senelik duraklama, 200 senelik çöküş ve 100 senelik nadas döneminin ardından, yeniden ayağa kalkıyor. Kimsenin kuşkusu olmasın; yeryüzüne yeni bir Türk Barışı geliyor. Türk Asrı çoktan başladı bile.

Yazının Devamı

Çan çalmaktan başka…

Birleşmiş Milletler binasındaki ‘Barış Çanı’, Genel Kurul açılışı öncesi 21 Eylül günü bir kez daha çalındı.

İyi de güya dünyada barış, adalet ve istikrarı sağlama iddiasıyla kurulmuş BM, hangi yüzle ‘barış’ kavramının etrafında geziniyor?

Başa dönelim… BM kurulurken, acaba gerçekten dünyaya barış ve huzur getirmek mi gaye edinildi? Yoksa ‘iri domuzların’, tüm dünya nimetlerini aralarında paylaşıp, itiraz edenlerin de ümüğüne çökmek mi amaçlandı?

Yazının Devamı

Turan Yolu dil birliğinden geçer

Bir zamanlar yasak olan uzak erimli ülküler, ne mutlu ki bugün Türk Devleti’nin temel politikalarından biri haline geldi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, daha 1930’larda, gün gelip esir Türklerin özgürlüğüne kavuşacağını muştulayıp, Türk Devleti’nin o günler için hazırlıklı olmasını işaretlemişti.

Tabi araya ‘Kökten Batıcılar’ girip, 1948’deki anlaşmalarla devletimiz ABD’ye kuyruk yapılınca, Türk Birliği Ülküsü de devlet politikası olmaktan çıkarıldı. Lakin ocaktaki ateşin üzeri külle örtülse de içindeki kor tükenmiyor.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında, kendisini bir süreliğine nadasa çeken devletimiz, gücünü kuvvetini toparladıktan sonra, yeniden genetik kodlarını harekete geçirdi. İşte Türk Devletleri Teşkilatı’nın hayat bulması, bu kodların uygulamaya aktarılmasının bir sonucudur.

Yazının Devamı

İşte bu yüzden yerli ve millî olmalı

Bu topraklara yabancılaşmış, Batılı yaşam tarzını içselleştirmiş bir kitle devşirildi içimizden. Genellikle iyi bir gelire sahip, büyük şehirlerin seçkin muhitlerini mesken tutmuş, pahalı markaları tercih eden, gezinti yeri olarak da AVM ve lüks kafelere doluşan bir kitle bu.

Sağda solda temas ettikleri bu ülkenin has evlatlarını tanımayan, karşılaştıklarında da tepeden bakmayı kendi hesabına bir üstünlük sayan bir kitle…

Yazık ki, kamu bankalarının kredi kartı reklamları bile, bu kitlenin mantığına göre ayarlanmış; ‘ayrıcalık sağlamayı vaat eden’ bir anlayışla kurgulanıyor. Evet, sihirli sözcük ‘ayrıcalık’…

Yazının Devamı

İşte bu yüzden yerli ve millî olmalı

Bu topraklara yabancılaşmış, Batılı yaşam tarzını içselleştirmiş bir kitle devşirildi içimizden. Genellikle iyi bir gelire sahip, büyük şehirlerin seçkin muhitlerini mesken tutmuş, pahalı markaları tercih eden, gezinti yeri olarak da AVM ve lüks kafelere doluşan bir kitle bu.

Sağda solda temas ettikleri bu ülkenin has evlatlarını tanımayan, karşılaştıklarında da tepeden bakmayı kendi hesabına bir üstünlük sayan bir kitle…

Yazık ki, kamu bankalarının kredi kartı reklamları bile, bu kitlenin mantığına göre ayarlanmış; ‘ayrıcalık sağlamayı vaat eden’ bir anlayışla kurgulanıyor. Evet, sihirli sözcük ‘ayrıcalık’…

Yazının Devamı

Dursun bu hayâsızca akın

İnsanlık, tüm inanç ve ideolojilerden bağımsız olarak, bir beka sorunuyla karşı karşıya bulunuyor. İblisin çocukları, adını ‘cinsiyet eşitliği’ koyarak, adeta cıcılı-bıcılı ambalajlar içinde, insanlığın sonunu getirecek bir hamle yaptı.

Yıllardır yürütülen bir amansız kampanyaya muhatap, insanlık âlemi. Adına LGBT dediler. Arkasına başka şeyler eklediler. Yetmedi bir de (+) koyarak, adeta insanlıkla alay edercesine, “Arkamızı açık bıraktık, istediğimizi sokuştururuz…” demeye getirdiler.

Sonra en güzel renkleri, gökkuşağını çaldılar. Ve maalesef, meselenin idrakinde olmayan bazı siyasî partiler ve hareketler, basit çıkarlar uğruna, İblisin çocuklarının bu soysuzca, hayâsızca akınına destek oldular.

Yazının Devamı

CHP, alfabenin ‘Elif’inden başlamalı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’de katıldığı açılış törenlerinde, “Kavgadan ne AK Parti, ne CHP kazanır; ama millet kaybeder…” demiş. El hâk, doğru bir tespitte bulunmuş.

Zaten siyasette normalleşme uğruna, CHP’nin hazmedemeyeceği kadar usul-erkân açılımı yapmamış mıydı? Yaptı yapmasına da diğer eş genel başkanlardan ve urlaşmış teşkilatlardan gelen sert tepkiler üzerine, geri vitese takmaktan da kurtulamamıştı.

Her neyse… Önemli olan, siyasî kavgadan rahatsızlığını dile getirmesidir.

Yazının Devamı

Kendisi olma istikameti

‘İstikamet’ kelimesini, ‘eksen’ anlamında ve bilerek kullandım. Hani şu, dış politikamızla ilgili sık sık dillendirilen ‘eksen kayması’ deyimi var ya… İşte o ‘kayan’ istikametten bahsediyorum. Hadi adını doğru koyalım; ‘istikamet düzeltmesi’ diyelim.

Fazla sıkıcı olmamaya çalışarak, ufaktan bir tarih göndermesi yapalım: 1683’teki İkinci Viyana Kuşatmasından bozgunla dönüp… Ardından sopa yiye yiye Belgrad’a kadar çekilip… Ve nihayet, 26 Ocak 1699’daki Karlofça Barış Antlaşmasıyla, resmen gerileme dönemine girip… Ardından, ‘Batı’ karşısında üstünlüğümüzü kaybedip, ‘edilgen’ döneme girdiğimizi idrak edip… Nihayet, galipler karşısında zillete ve aşağılık kompleksine düşüp… Ayağa kalkmak için, katilimize öykünmek zorunda kaldığımızdan beri…

Başlangıcıyla 300 küsur senedir… ‘Çare’ diye sarılmamızdan bu yana ise 200 küsur senedir, devlet ve millet olarak bir ‘eksen’, yani istikamet sorunu yaşıyoruz.

Yazının Devamı

Şimdi değilse ne zaman konuşacağız?

El kadar yavru ortadan kaldırılıyor. Katiller uzakta değil. Yakın aile çevresinden çok sayıda gözaltı ve tutuklu… Kim bilir o minicik beden, kimlerin hangi suçlarını örtbas için hayattan koparıldı.

Katiller, minicik bedeni yok etmek için olmadık hainlikleri sergilemiş. Oysa kuldan saklasalar, Âlemlerin Rabbi’nden kaçamayacaklarını bilmeliydiler.

Konuşulması kolay olmayan bir cürümden bahsediyoruz. Hangi saik, insan vicdanını, 8 yaşındaki bir yavrucuğu öldürmeye ikna edebilir? Bu cinayetin altından çok vahim, çok kirli ilişkilerin, yakın çevre içinde işlenmiş yüz kızartıcı suçların çıkması, kimseyi şaşırtmayacaktır.

Yazının Devamı

İcraat sıfır, kibir Everest…

Büyükşehirler başta olmak üzere, belediyelerin önemli bir bölümü 5,5 senedir, bir kısmı da 6 aydır CHP yönetiminde… Geriye doğru baktığımızda, başta İstanbul, Ankara, Antalya, Mersin ve Adana olmak üzere, en az iki dönemdir CHP yönetiminde olan belediyelerde, akıllarda kalıp da “İşte budur!...” dedirtecek bir icraat göremedik. En iyi icraatları, ‘aslına benzemez heykeller’ oldu. Ha, bir de festival, konser, çalgı-çengi işleri ve bu yolla milyarlarca liranın el değiştirmesi var…

İzmir, Aydın, Muğla, Çankaya başta olmak üzere, CHP’nin ‘kalesi’ saydığı kentler ise, beceriksizlik ve şehre ihanet yüzünden, 30 sene öncesinin bile gerisine düştü; adeta birer büyük köy haline geldi.

Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş, kentin ihtiyacı olan yatırımları ‘gereksiz harcama’ gibi görüyor ve oralara harcamaktan kaçındığı bütçeyi ‘kazanç’ sayıyor. Buna rağmen ne hikmetse, belediyenin borçları her geçen yıl katlanarak artıyor.

Yazının Devamı

Çekilen kılıçları hafife almayalım

FETÖ hainlerinin 15 Temmuz akşamı ihaneti başlattıkları saatlerde, hiç kimse olayı bir darbe girişimi olarak algılamamıştı. Aradan saatler geçip, hainler uçaklardan milletin kafasına bomba yağdırmaya başladığında ancak mevzu netleşmişti.

Mezuniyet töreni sonrasında bir bölük teğmenin yaptığı yasadışı eylem de öyle basitçe ‘disiplinsizlik’ diye geçiştirilemez.

Havadan nem kapmaya hevesli değiliz. Böyleyken, geçmişte yaşadığımız acı tecrübeleri de yok sayamayız.

Yazının Devamı

Alın o ‘barış’ınızı…

Kimine göre 1 Eylül, kimine göre 21 Eylül… Dünya Barış Günü’nden söz ediyoruz. Olmayan barışın kutlandığı gün… Bir yığın iri fakat boş lafın havada uçuştuğu saçma sapan törenlerin yapıldığı gün…

Türkiye de dâhil, 1 Eylül’ü Dünya Barış Günü kabul edenler, Almanya’nın 1 Eylül 1939’da Polonya’yı işgalini mihenk alıyor. Birleşmiş Milletler’in 1981’de resmen ilan ettiği 21 Eylül günü ise, biraz da BM Genel Kurulu’nun her seneki açılış tarihini baz alıyor.

Çok mu önemli, 1 veya 21 Eylül olması? Hayır!... Hatta böyle bir günün olmasına da kutlanmasına da lüzum yok. Hele ki Birleşmiş Milletler’in, her ne kadar kuruluş amaçlarından en önemlisi uluslararası barışı ve hukuku korumak olsa da en küçük bir ‘barış’ içerikli kutlama yapmaya hakkı yoktur.

Yazının Devamı

Devlet-i ebet müddet

Türklerin ‘devlet’ ideolojisi, toplumun çatısı olan bu yapının ‘sonsuza kadar süreceği’ tezini temel alır. Tam adıyla; ‘Devlet-i ebet müddet’, yani ‘sonsuza kadar devlet’ olarak zikredilir.

Bu teze göre; ‘Türk Devleti’, yeri, zamanı, rejimi, hanedanı, yönetim şekli değişse de hep ‘aynı devlet’ sayılır. Yani Mete Han’ın Asya Hun İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti aynı Türk Devleti’dir.

Bu ebedi devlet fikri, Türklerin genetiğine işlemiş bir anlayıştır. Büyük âlimlerimizden Osman Turan, ‘Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi’ adlı hacimli ve önemli eserinde, Türk Devlet ideolojisi olan ‘Turan’ın temellerini, bu ‘ebedi devlet’ fikrinde arar.

Yazının Devamı

“Hangi ülke istihbaratın adamı?”

Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne (O zamanki adı Basın-Yayın Yüksekokulu), yüksek bir puanla girmiştim. Sene 1983…

Bizim girdiğimiz tarihten önceki yıllarda, okulun ‘çok sıkı solcu’ bir kimliği olduğunu, dersler başladığında öğrenmiştik. Öyle ki, bizden bir üst sınıflarda, bizim gibi ‘Anadolu çocuğu’ kimliği taşıyan, milliyetçi ve mukaddesatçı hassasiyetleri olan öğrenci sayısı yok denecek kadar azdı. Mesela bir üst sınıfta 7-8, üçüncü sınıfta ise 3-4 kişi ancak vardı. Geri kalanların tamamına yakını, o okulu bilinçli şekilde seçmiş, çoğunluğu bu ülkeye ve halkına yabancı tiplerdi.

Hepsi de solcuydu. Hem de solun her rengi mevcuttu. Terör örgütleri de dâhil… İlginçtir, hemen hepsinin aile kaynaklı ekonomik durumları, bizim cenahtaki herkesten daha iyi idi. Biz o dönemde 18 yaş (ben 17) civarındaydık. Karşımızdakiler içinde yaşını-başını almış epeyce tip de vardı. Ya sonradan üniversite kazanmışlar veya başka bir fakülteyi bitirdikten sonra bizim okulu tercih etmişlerdi.

Yazının Devamı

Gösteri bitmiştir; dağılabilirsiniz…

İsrail adlı terör örgütü, insan mezbahasına çevirdiği Gazze’deki soykırıma ara vermeksizin devam ederken, İran ve şürekâsının oynadığı çadır tiyatrosunun bir perdesi daha kapandı.

Katil İsrail, İran’ın vekil örgütü Hizbullah’ın ikinci adamı Fuad Şükür’ü Lübnan’da ve HAMAS’ın siyasî lideri İsmail Haniye’yi Tahran’da kahpece şehit edince, İran ve vekillerinden intikam yeminleri ve tehditler fışkırmıştı.

Aradan neredeyse bir ay geçti. İran ve Hizbullah, futbol deyimiyle, orta sahada top gezdirip durdu. Çok büyük bir intikam saldırısına hazırlandığı havasını yaydı. Bütün dünya, “İran bu gece mi vurur İsrail’i, yoksa sabaha mı bırakır?” diye meraktan kıvrandı.

Yazının Devamı