Devlet refleksi

Nihat Kaşıkcı

Nihat Kaşıkcı

Tüm Yazıları

Cumhuriyet'i kurmuş olma iddiasındaki CHP’nin, giderek fabrika ayarlarından uzaklaştığını sık sık dile getiriyoruz.

Ve bu partinin, Türkiye için bir ‘ulusal güvenlik sorunu’ haline gelmekte olduğunu da…

İktidar veya muhalif olsun, tüm partiler, birbirleriyle rekabet halinde bulunur. Bu, aynı zamanda demokratik düzenin de gereğidir.

Muhalefetteki parti, kendi politikalarının daha doğru olduğu iddiasıyla, iktidarı eleştirir. Bu eleştiri, bazen sınırları zorlayabilir.

Fakat iktidar veya muhalefet partisi, ‘devletin şahsına’ dönük risk oluşturmaya başladığında, ‘devlet refleksi’ dediğimiz koruyucu güç harekete geçer.

Türk tarihine dikkatli bakıldığında, devletin bekası tehlikeye düştüğünde, o koruyucu gücün bir şekilde devreye girdiğini anlarız.

Bahsettiğimiz, elle tutulur veya gözle görülür, somut bir varlık veya olay değildir. Evet, göremeyiz ve tutamayız. Hatta tam olarak tanımlayamayız. Bununla birlikte, o refleksin devreye girdiğini, raydan çıkan bazı unsurları tekrar rayına oturtmak için gerekli müdahaleyi yaptığını anlarız.

İKTİDAR DEĞİL DEVLET

İşte bir süredir CHP ekseninde yaşananları, özellikle de İBB eski Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla neticelenen yolsuzluk suçlamalarını da ‘devlet refleksi’ kapsamında değerlendirmek lazım.

Her ne kadar CHP ve destekçileri, karşı karşıya bulundukları durumu, işin kolayına kaçarak, ‘iktidardan kaynaklı’ diye değerlendirseler de muhatapları ‘iktidar’ değil, ‘devletin meşru müdafaa gücü’dür.

Farkındayım; zor ve bizi aşan bir konuyu irdelemeye çalışıyoruz. Zaten devleti savunma gücünün membaında bulunan ‘akıl’ dışında, bahsettiğimiz devlet direncini, kolay kolay kimse izah edemez.

Peki, neden devlet refleksi, harekete geçme noktasına geldi?

Merhum Deniz Baykal’ın, bilinçli bir siyasî komployla CHP Genel Başkanlığından uzaklaştırılmasıyla başlayan bir süreç var.

Bu süreçte, CHP’nin genetiği tersyüz edildi. Cumhuriyet'in kurucu partisi olan CHP, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde, Cumhuriyet'in kurguladığı değerlerden hızla uzaklaştı. Sadece uzaklaşmakla kalmadı, o değerlerin tam tersi bir siyasî konumlanmayı benimsedi.

TEHDİT

Ekrem İmamoğlu’nun sahneye sürülmesi ve onun ‘emanetçisi’ olarak Özgür Özel’in CHP’nin başına geçmesi, bu partiyi, Türk Devleti için giderek bir ‘beka sorunu’ haline getirdi.

Elbette İmamoğlu ve etrafında oluşan ‘yapı’, sadece devlet için bir tehdit oluşturmakla kalmadı; aynı zamanda kendi siyasî sonlarını hazırlayacak eylemlerden de sakınmadı. Hatta bu konuda alabildiğine pervasız davrandı.

İşte; İmamoğlu ve ekibinden çok sayıda kişinin tutuklanmasını gerektiren yolsuzluk, irtikâp, rüşvet, kamu malını zimmetine geçirmek, kişisel verileri yasadışı olarak elde edip, ‘casusluk’ çağrışımı yaptıracak şekilde satmak ve nihayet bölücü terör örgütüne bir şekilde finans aktarmak şeklide tezahür eden olaylardan bahsediyoruz.

Elbette bahse konu yolsuzluk, casusluk ve teröre destek bağlamında ortaya atılan suçlamaların her biri, mahkemede ispatlanması halinde, herhangi bir siyasî figürün bir daha siyaset sahnesinde kalmasına imkân bırakmaz.

AVRUPA YÜZSÜZLÜĞÜ

Nitekim, Türkiye’yi ve siyasî iktidarı, yolsuzluk gerekçesiyle ‘en önemli rakibini saf dışı bırakmak’ gibi akıldışı bir suçlamanın hedefi yapıyor olsa da Fransa, çok daha basit ve düşük profilli bir suçlamayla, bir sonraki Fransa Cumhurbaşkanlığı seçiminin favori ismi olan Marine Le Pen’i saf dışı bıraktı.

İmamoğu ve ekibine yönelik suçlamalarla kıyaslandığında ‘zemzemle yıkanmış’ kadar masum kaçacak bir suçlama, Marine Le Pen’i siyasî oyundan düşürmek için yeterli gerekçe olabiliyor.

Fakat İmamoğlu ve ekibi hakkındaki suçlamalar, Le Pen hakkındakilere birkaç dünya turu bindirebilecek kadar hacimli ve korkunç boyutta olmasına rağmen, o bildik Avrupalı kibri, kendi gözündeki mertek yerine, başkalarının gözündeki toz zerresini görmeyi gerektiriyor.

Aslında Fransa veya diğer Avrupa ülkelerinden bize gelen tepkilerin, özellikle zamanın ruhuna göre, hiçbir kıymeti harbiyesi yok.

Dolayısıyla, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, İmamoğlu ve ekibi hakkında Cumhuriyet Savcılığının getirdiği suçlamalara cevap vermek yerine, ‘kendisini mensup hissettiği‘ ülkeler ve hükümetlerden imdat dilenmesi beyhude bir çabadır.

Hatta Özgür Özel’in yaptığı, CHP’nin sadece bugününü değil, geleceğini de ipotek altına sokan, ‘apolitik’ bir çıkıştır.

KURULTAY FIRSATI

Zaten bölücü terörle yaptığı iş birliği sebebiyle, bizzat kendi tabanında bile ciddi güven kaybı yaşayan CHP, bir de ‘yolsuzluk’ gibi ağır bir suçlama karşısında, dişe dokunur bir savunma yapmak yerine, ‘Avrupalı dostlarını’ yardıma çağırmakla, bindiği dalı kesmiş duruma düşmektedir.

Özel’in, yerli malları ve üreticilerini boykot çağrısı yapması, maruz kaldıkları ağır suçlamalar karşısında ‘neleri göze alabilecekleri’ noktasında hayli ufuk açıcı bir durum. Yani, ‘suçüstü’ vaziyeti…

Öte yandan, Özgür Özel’in, kendi tabanıyla birlikte, ‘eylem yapacak çöplük’ arayan marjinal sol örgütleri sokağa davet etmesi, gelecekte Türkiye’yi yönetme iddiası taşıyan bir parti için çok ciddi bir kamburdur.

Ülkeyi yönetme niyeti ve iradesi olan bir siyasî hareket, kaosla neticelenme riski hayli yüksek olan ‘sokak çağrısını’ aklından bile geçirmemelidir.

Bu mevzuda, MHP Genel Başkanı Bilge Lider Dr. Devlet Bahçeli’nin son açıklamasındaki uyarıyı, CHP yönetiminin ciddiye alması lazım.

Evet, 15 Temmuz’da olduğu gibi, ‘başkaları’ da sokağa çıkarsa, CHP bunun altından nasıl kalkacak?

İmamoğlu-Özel ikilisinin CHP’yi sürüklediği nokta, Türk Devletinin kendisini koruma refleksini harekete geçirmiştir. İmamoğlu ve tayfasının sergilediği fütursuz ve cüretkâr tavır, devlet refleksinin işini sadece kolaylaştırmıştır.

CHP’nin, Türk Devleti için beka sorunu oluşturacak derecedeki savrulma durumundan hızlıca çıkması ve Cumhuriyetin değerleriyle barışık bir siyasî söylem geliştirmesi, kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.

Bu hafta sonunda yapılacak olan Olağanüstü Kurultay, aslında CHP’yi fabrika ayarlarına döndürmek için iyi bir fırsattır. Sorun şu ki, mevcut tabloda, o fırsatı değerlendirecek bir lider veya kadro görünmüyor ortalıkta.

Umalım ki, kurultayda oluşacak yönetim yapısı, CHP’yi akl-ı selim çizgiye getirebilecek nitelikte olsun.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?
Yorum yapmak için tıklayınız