Avrupa Birliği’nin Çıkmazı ve Türkiye’nin Anahtar Rolü

Muhammed Ayber

Muhammed Ayber

Tüm Yazıları

Avrupa Birliği (AB), son yıllarda ciddi bir sarsıntı yaşıyor. Donald Trump’ın ABD başkanlığıyla geri dönen fütursuz politikaları transatlantik ittifakı zayıflatırken, İngiltere’nin Brexit süreci birliğin ekonomik ve siyasi gücünü törpüledi. Artan bölgesel krizler, ekonomik durgunluk ve güvenlik tehditleri AB’nin geleceğine dair soru işaretlerini artırıyor. Bu kaotik tabloda, Türkiye’nin AB üyelik süreci yeniden masaya yatırılıyor. Peki, bu gelişme tesadüf mü, yoksa AB, ayakta kalabilmek için Türkiye’ye mi ihtiyaç duyuyor?

Erdoğan’dan Net Mesaj: AB’yi Türkiye Kurtarabilir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Mart’ta Bursa’da yaptığı konuşmada bu soruya net bir yanıt verdi: “Avrupa Birliği’ni içine düştüğü çıkmazdan sadece Türkiye kurtarabilir.” Erdoğan, Türkiye’nin genç nüfusu ve dinamik ekonomisiyle AB’ye “can suyu” olacağını ifade etti.

Bu açıklamanın dayanakları yok değil. Avrupa, hızla yaşlanan nüfusu nedeniyle iş gücü açığını kapatmakta zorlanırken, Türkiye’nin 85 milyonluk dinamik nüfusu AB için ciddi bir avantaj sağlayabilir. Ayrıca, Türkiye’nin NATO’daki rolü ve savunma kapasitesi, Avrupa’nın güvenlik kaygılarına cevap olabilir. Ancak, yıllardır kapıda bekletilen Türkiye için bu tablo ne kadar gerçekçi?

AB Türkiye’yi Gerçekten İstiyor mu?

AB cephesinden gelen sinyaller pek de umut verici değil. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor’un 24 Şubat’ta yaptığı “Türkiye artık AB’ye daha az aday” açıklaması, birliğin kapılarını sıkıca kapattığını gösteriyor. AB, Türkiye’yi üyelik yerine “stratejik ortaklık” gibi ara formüllerle oyalamak istiyor.

Buna karşılık, Türkiye de eli boş değil. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “AB’nin Türkiye’siz bir güvenlik mimarisi oluşturması mümkün değil” çıkışı, Ankara’nın bu oyunda önemli bir aktör olduğunu hatırlatıyor. Türkiye, göçmen krizi, enerji arz güvenliği ve askeri kapasitesi ile AB için kritik bir ülke konumunda.

AB Ülkeleri Türkiye’nin Üyeliğine Nasıl Bakıyor?

AB üye ülkelerinin Türkiye’nin üyeliğine yönelik görüşleri farklılık gösteriyor.

  • Almanya: Temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Angela Merkel döneminde Türkiye’ye tam üyelik yerine “stratejik ortaklık” önerilmişti. Olaf Scholz ise daha ılımlı bir duruş sergilese de insan hakları ve hukukun üstünlüğü konusundaki endişeler devam ediyor.
  • Fransa: Çoğunlukla karşı çıkıyor. Hem Sarkozy hem de Macron, Türkiye’nin AB değerleriyle uyumsuz olduğunu belirterek üyeliğe mesafeli durdu.
  • Yunanistan ve Güney Kıbrıs: Kesinlikle karşı çıkıyorlar. Ege’deki anlaşmazlıklar ve Kıbrıs sorunu nedeniyle Türkiye’nin üyeliğini veto edebileceklerini sıkça dile getiriyorlar.
  • İtalya ve İspanya: Daha olumlu yaklaşıyorlar. Türkiye’nin ekonomik potansiyeli ve jeopolitik önemini göz önünde bulundurarak üyeliği destekleme eğilimindeler.
  • İngiltere: Brexit öncesi Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyordu. Brexit sonrası ise Türkiye’nin NATO’daki rolünü vurgulayarak iş birliğine sıcak bakıyor.
  • İskandinav Ülkeleri (İsveç, Finlandiya): Demokratik standartlar ve insan hakları konusunda katı şartlar koşmakla birlikte genel olarak destekleyici bir tavır sergiliyorlar.
  • Doğu Avrupa Ülkeleri (Polonya, Macaristan): Genellikle daha pragmatik bir yaklaşım benimsiyorlar. Türkiye ile ekonomik ve siyasi iş birliğini ön planda tutuyorlar.

Trump Faktörü: AB’nin Hesapları Değişiyor

ABD’nin öngörülemez politikaları, AB’yi kendi savunma ve ekonomi politikalarını güçlendirmeye zorluyor. Trump’ın NATO’ya yönelik baskısını artırması, Avrupa’nın Türkiye gibi stratejik ortaklara daha fazla ihtiyaç duymasına neden olabilir.

Öte yandan, Brexit sonrası İngiltere’nin AB’den kopuşu, birliğin küresel sahnedeki ağırlığını azalttı. Türkiye ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ya da tam üyelik ihtimali, AB’nin ekonomik ve jeopolitik toparlanması için bir çıkış yolu olabilir. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “ışık hızıyla AB sürecini başlatacağız” vaadi de iç politikada bu umudu canlı tutuyor.

Türkiye Kapıda Beklemeye Devam Edecek mi?

Ancak şu gerçek unutulmamalı: AB, Türkiye’yi gerçekten davet etmeye hazır mı? Yıllardır “Kıbrıs sorunu” ve “demokratik gerileme” gibi gerekçelerle süreci tıkayan Brüksel’in, Trump ve Brexit sonrası radikal bir tavır değişikliğine gitmesi kolay değil. Türkiye’nin üyeliği, AB’nin kimlik krizini de derinleştirebilir. Büyük bir Müslüman ülkenin birliğe katılması, bazı üye devletler için hâlâ bir tabu olarak görülüyor.

Ancak Erdoğan’ın “AB’yi Türkiye kurtarabilir” sözü, zayıflayan bir birliğe uzatılan cesur bir el olarak değerlendirilebilir. Asıl soru şu: Brüksel’de bu eli tutacak bir irade var mı, yoksa Türkiye yine kapıda mı bekletilecek?

AB’nin Geleceği ve Türkiye’nin Stratejik Önemi

Zaman, bu karmaşık satranç oyununun galibini gösterecek. Ama bir gerçek değişmiyor: AB’nin iç krizleri derinleştikçe, Türkiye’nin anahtar konumu daha da belirginleşiyor. Belki de bu kez, davet sırası Ankara’da değil, Brüksel’de.

AB’de dengeler değişecek ve beklenen davet gelecek mi, yoksa Türkiye yine beklemeye mi mahkûm olacak?

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?
Yorum yapmak için tıklayınız