Durak Karabulut

Durak Karabulut

Ülkenin gerçek gündemi ve parti tartışmalarının gölgesi

Ülkede kriz gittikçe derinleşiyor, sınırlarımızda yaşanan olaylar her geçen gün daha da gerginleşiyor. An itibariyle İsrail, Suriye'yi vuruyor, Suriye karşılık veriyor. Türkiye bu çatışmaların içine mi çekilmeye çalışılıyor? Bir tarafta Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, uluslararası dengeleri sarsacak kararlar alıyor, akıl almaz adımlar atıyor.

Bu gelişmeler yaşanırken, ülkemizdeki ekonomik kriz derinleşiyor. Emekliler, asgari ücretliler ve dar gelirli vatandaşlar, hayat pahalılığı karşısında temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanıyor. Açlık ve sefalet içinde yaşam mücadelesi veren milyonlar, geçim sıkıntısının gölgesinde hayatta kalmaya çalışıyor. Bu süreçte boykot tartışmaları gündemde: Bir taraf, esnafın, işçinin ve çalışanın mağdur olacağını savunurken; diğer taraf, giderek artan pahalılığa karşı vatandaşın sesini yükseltmekten başka çaresi olmadığını dile getiriyor. Boykotun sonuçları ne olacak, bunu zaman gösterecek.

Üstelik bütün bunlar yaşanırken, olağanüstü gelişmelerle gerçek gündemin üzeri örtülmeye çalışılıyor.

Yazının Devamı

Türkiye içeride ve dışarıda nereye sürükleniyor?

Orta Doğu’da tansiyon yeniden yükseldi. İsrail, uluslararası tepkilere rağmen ateşkesi bozarak Gazze’de saldırılarını artırdı. Sivillerin zarar gördüğü bu saldırılar, bölgedeki istikrarsızlığı derinleştirirken küresel ekonomi ve diplomasi üzerinde de ciddi etkiler yaratıyor. Türkiye de bu gelişmelerin ekonomik ve siyasi yansımalarına karşı dikkatli adımlar atmak zorunda. Özellikle artan enerji fiyatları ve küresel piyasalardaki dalgalanmalar, ülkemizin mevcut ekonomik kırılganlıklarını daha da artırıyor.

Ancak tüm bu gelişmeler yaşanırken, içeride de kamuoyunun dikkatini dağıtacak bir gündem yaratıldığı gözlemleniyor.

Türkiye, ekonomik sıkıntılar ve dış politikadaki zorluklarla mücadele ederken, halkın öncelikli sorunları yerine farklı tartışmaların öne çıkarıldığı bir süreç yaşanıyor. Geçim sıkıntısı, işsizlik ve hayat pahalılığı gibi milyonları ilgilendiren temel meseleler geri planda kalırken, kamuoyunun ilgisi daha çok siyasi polemikler ve kutuplaştırıcı söylemlerle yönlendiriliyor.

Yazının Devamı

Büyük krizin ayak sesleri: Faiz, dolar ve ekonomik gerileme

Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınması, döviz piyasalarında ani ve sert dalgalanmalara yol açtı. Ancak, bu olaydan önce de faiz oranlarının kademeli olarak düşürülmesi, döviz kurlarının istikrarlı bir şekilde yükselmesine neden oluyordu. Son gelişmeler, ekonomimize büyük zararlar vermekte ve geleceğe dair endişeleri artırmaktadır.

Temel sorun şu: Faiz oranlarının düşürülmesi, Türk lirasının zayıflamasına ve doların yükselmesine yol açıyor. Doların ve Euro'nun yükselişi ise ekonomide maliyetleri artırıyor, vatandaşların Türk lirasından dolara yönelmesine sebep oluyor ve bu da dövizin daha da yükselmesini tetikliyor. Bu durumda esnaf ve işletmeler ciddi finansal zorluklarla karşı karşıya kalıyor.

Mevcut verilere göre:

Yazının Devamı

İstiklâl Marşı ve birlik ruhumuz

12 Mart 2025, milletimizin bağımsızlık mücadelesini simgeleyen İstiklâl Marşı’nın kabulünün 104. yıl dönümü. Aynı zamanda bu anlamlı gün, marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy'u anma günü olarak da hatırlanıyor. Bu vesileyle hem İstiklâl Marşı’mızın önemini hem de Akif’in bizlere bıraktığı derin mirası bir kez daha anmak istiyorum.

İstiklâl Marşı, bu milletin bağımsızlık uğruna verdiği destansı mücadelenin bir nişanesidir. Mehmet Akif Ersoy, o zorlu günlerde kalemiyle cephedeki asker kadar cesurca savaşmış, milletin ruhunu dizelere dökmüştür. O, bu marşı yazarken sadece bir şiir kaleme almadı; bir milletin umudunu, kararlılığını ve inancını ölümsüzleştirdi.

Akif’in, “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın!” sözü, bize geçmişte ödenen bedelleri unutmamamız gerektiğini hatırlatır. Çünkü bu marş, bağımsızlık için çekilen acıların, dökülen gözyaşlarının ve verilen canların bir yankısıdır. Bir daha öyle bir mücadeleye mecbur kalmamak, özgürlüğümüzü korumak ve bu değerleri gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin sorumluluğudur.

Yazının Devamı

Millet unutmaz: Sandıkta iradesine sahip çıkar

Demokrasi, milletin iradesiyle şekillenir. Seçmen, sandığa giderken yalnızca bir isme oy vermez; o ismin temsil ettiği fikre, savunduğu siyasete ve bağlı olduğu partiye destek verir. Oy pusulasındaki isim, aslında bir ideolojinin, bir duruşun simgesidir.

Ancak son dönemde sıkça gördüğümüz bir tablo var: Halkın oylarıyla seçilen milletvekillerinin, seçimden sonra partilerinden ayrılarak bambaşka bir siyasi anlayışa geçmeleri…

Seçmen, destek verdiği kişiye oy verirken onun savunduğu düşüncelere, partisinin politikalarına güvenerek tercihini yapar. Sandıktan çıkan sonuç, "Beni burada, bu çizgide temsil et!" mesajıdır. Ama seçilen bir vekil, kendisine verilen bu vekaleti farklı bir siyasi çizgiye taşıdığında, bu durum halkın iradesini görmezden gelmek olur.

Yazının Devamı

Milletin derdi geçim, siyasetin derdi seçim

Siyasetin gündemi seçim-aday belirleme. Milletin derdi ise geçim.

Halkı unutanlar, seçim diyor ve halka gidip seçim günü destek isteyecekler.

Peki, halk size sormayacak mı:“Emekli için ne yaptınız?Dar gelirli için hangi adımları attınız?Bugüne kadar ortaya koyduklarınız, yarınki vaatlerinizin teminatı olacak mı?”

Yazının Devamı

Ankara 3.5 ile sarsıldı!

17 Şubat 2025 Pazartesi günü Ankara’da meydana gelen 3.5 büyüklüğündeki deprem, halkı korkuttu ve sokaklara döktü. Küçük ama dikkat çekici bir uyarı olan bu sarsıntı, Başkent'in deprem gerçeğinden muaf olmadığını bir kez daha hatırlattı.

Ancak yetkililer bu sarsıntıdan pek etkilenmiş gibi görünmüyor. Her deprem sonrası aynı cümleleri duyuyoruz: "Önlemler alınacak, riskli binalar yıkılacak, kentsel dönüşüm hızlanacak..." Ama kısa süre sonra her şey unutuluyor, ta ki bir sonraki felakete kadar!

Türkiye, geçmişte 1999 Gölcük ve Düzce depremleri, 2020 Elazığ ve İzmir depremleri gibi büyük felaketler yaşadı. Son olarak 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremlerde, Hatay, Gaziantep, Malatya, Adıyaman, Diyarbakır, Şanlıurfa, Kilis, Osmaniye ve Elazığ’da on binlerce insanımızı kaybettik.

Yazının Devamı

Sığınmacılar ve unutulan geri dönüş gerçeği

Türkiye, yıllardır milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. İlk yıllarda insani sorumluluk çerçevesinde yönetilen bu süreç, zamanla ekonomik ve toplumsal açıdan önemli bir mesele haline geldi. Bugün geldiğimiz noktada sorun, yalnızca güvenlik veya vicdani bir konu olmaktan çıkmış, doğrudan halkın geçim sıkıntısını etkileyen bir boyuta ulaşmıştır.

Suriye’de yönetim değiştiğinde, sınır kapılarında hareketlilik yaşandığına ve geri dönüşlerin başladığına dair görüntüler paylaşılıyordu. Ancak kısa süre içinde bu süreçle ilgili herhangi bir açıklama yapılmaz hale geldi. Yetkililerden, kamuoyuna dönüş sürecine dair bilgilendirici bir açıklama gelmedi. Sahadaki duruma baktığımızda ise sığınmacılar arasında geri dönüş hazırlığında olan kimsenin bulunmadığını görüyoruz.

Önceki yönetimin baskıları nedeniyle ülkelerini terk edenlerin, yönetim değiştikten sonra geri dönmelerinin beklendiği açıktır. Ancak şu an için böyle bir eğilim gözlemlenmemektedir. Türkiye, ekonomik anlamda ciddi bir kriz içindeyken, mültecilerin ülkelerine dönüşü için gerekli koşulların oluşturulması ve bu sürecin, Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar tarafından desteklenmesi gerekmektedir. Sığınmacıların, kendi ülkelerinde insanca yaşayabilecekleri şartların sağlanması, Türkiye’nin ekonomik yükünü de hafifletecektir.

Yazının Devamı

"İktidarı anladık da muhalefet neyin peşinde?"

İktidarın, ekonomik koşulların ağırlaştığı bir dönemde gündemi değiştirmeye çalışması alışıldık bir strateji. Ekonomideki olumsuzlukları perdelemek ve dikkatleri başka konulara çekmek bilinen bir hamle. Ancak muhalefetin de benzer bir yaklaşım sergilemesi düşündürücü.

Muhalefetin asıl görevi, halkın gerçek sorunlarına eğilmek, ekonomik sıkıntıları görünür kılmak ve çözüm önerileri sunmaktır. Ancak seçimlere henüz dört yıl varken tüm enerjisini "Cumhurbaşkanı kim olacak?" tartışmasına harcıyor. Oysa önce politikalar ve vaatler belirlenmelidir; yani önce temel atılır, aday sonra gelir. Zamanı geldiğinde, toplumun geniş kesimlerinden destek alabilecek ve seçimi kazanabilecek bir aday belirlenebilir. Önemli olan, bugünden itibaren halkın güvenini kazanacak, iktidarın yanlış politikalarına karşı güçlü bir duruş sergileyecek bir siyaset inşa etmektir.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı Ocak 2025 enflasyon verileri, ekonomideki sıkıntıların derinliğini gözler önüne serdi. Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), ocak ayında %5,03 artarken, yıllık bazda %42,12 seviyesine ulaştı. Alım gücünün her geçen gün düştüğü bu tabloda, vatandaş temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Sağlık hizmetlerindeki fiyat artışları %23,6 gibi yüksek bir orana ulaşırken, gıda ve kira fiyatları dar gelirliyi tamamen çaresiz bırakmış durumda.

Yazının Devamı

Hayal kırıklığından çaresizliğe…

Önce asgari ücretlinin umutları suya düştü. Beklentiler büyüktü, ancak gelen rakam hayal kırıklığı yarattı. 22 bin küsur lira olarak açıklanan yeni asgari ücret, geçim sıkıntısını hafifletmekten uzak kaldı. Ardından emekliler için de benzer bir tablo ortaya çıktı. En azından asgari ücret seviyesinde bir maaş beklenirken, sonuç 14 bin küsur lirada kaldı. Umut yerini derin bir çaresizliğe bıraktı.

Artık ne gıda almak kolay ne de faturaları ödemek. Kiralar hızla artarken, milyonlarca insan geçim mücadelesi veriyor. Devletin, toplumun en kırılgan kesimlerine destek olması beklenirken, alınan ekonomik kararlar bu yükü daha da ağırlaştırıyor.

Öyle bir noktaya gelindi ki artık insanlar harcamalarını değil, yaşamlarını idame ettirebilmenin hesabını yapıyor. Emekli, pazarda en uygun fiyatlı ürünü bulmaya çalışırken bile zorlanıyor. Dar gelirli, market raflarına bakıp eli boş dönüyor. Asgari ücretli, maaşı cebine girmeden borçlarını hesaplamak zorunda kalıyor.

Yazının Devamı

3 kuruşluk çıkar uğruna yok olan canlar

Her felaketin ardından aynı üzüntü dolu sözleri duymaya alıştık: "Üzgünüz, içimiz yandı." Ancak bu söylemler, yiten canların acısını dindirmeye yetmiyor. Yaşanan ihmallerin, alınmayan önlemlerin ardından gelen bu klişe açıklamalar, ne yazık ki sorumlulukları göz ardı etmenin bir yolu haline gelmiş durumda. Oysa yaşanan her acı olay, tedbirlerin artırılması ve bir daha asla yaşanmaması için bir uyarı olmalıdır.

Son yaşanan facia, bunu bir kez daha acı bir şekilde hatırlattı. Milyonlarca lira kazanç uğruna göz ardı edilen güvenlik önlemleri, lüks bir otelde sıradan bir ihmal nedeniyle 70’in üzerinde canımızı bizden aldı. Bu olay, ülkemizde insan hayatının ekonomik çıkarlar karşısında nasıl değersizleştirildiğini gösteriyor. Peki, bundan sonra ne olacak? Bu facianın ardından, toplu yaşam alanlarında ve otellerde hangi somut tedbirler alınacak? Kamuoyu artık somut cevaplar ve kalıcı çözümler görmek istiyor.

Hayatını kaybeden canlarımız için üzüntümüz sonsuz. Onlara Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Ancak burada sorumluluğumuz bitmiyor. Biz köşe yazarları olarak, kamuoyunun dikkatini bu ihmallerin üzerinde tutmak, acı olayların unutulmasına izin vermemek zorundayız. Aynı hataların tekrar yaşanmaması için alınması gereken önlemleri takip etmek, topluma gerçekleri anlatmak bizim en büyük görevimizdir.

Yazının Devamı

Türkiye’nin en büyük sorunu: mülteci krizi ve ekonomik kriz

Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaş, sadece bölge ülkelerini değil, aynı zamanda Türkiye’yi de derinden etkileyen bir mülteci krizine yol açmıştır.

Göç İdaresi Başkanlığının 2024 yılı verilerine göre, Türkiye’de geçici koruma altında bulunan Suriyeli sayısı 3 milyon 96 bin 157 olarak kaydedilmiştir. Bunun yanı sıra, kayıt dışı olarak Türkiye’ye giriş yapan mültecilerle birlikte bu rakamın çok daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir.

Türkiye, mültecilerin barınma, sağlık, eğitim ve diğer temel ihtiyaçlarını karşılamak için büyük bir bütçe ayırmıştır.

Yazının Devamı

Eğitimde tarafsızlık ve kamu sorumluluğu

Hükümetin, Milli Eğitim Bakanlığı'nın çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla yaptığı iş birlikleri, son dönemde toplumsal tartışmaların odağı haline geldi. Devletin eğitim politikalarının tüm toplumun çıkarlarını gözetmesi beklenirken, tarikatlara yakın olan vakıf ve dernekler ile son olarak da Ülkü Ocakları gibi siyasi ya da ideolojik kökenli kuruluşlarla yapılan sözleşmeler kamuoyunda farklı tepkilere neden oluyor.

Eğitim, bireyin zihinsel, ahlaki ve sosyal gelişimini sağlayan temel bir kamu hizmetidir. Bu hizmetin, hiçbir ideolojik ya da dini grubun etkisi altında olmadan, tarafsız bir şekilde, devletin sorumluluğu ve gözetiminde sunulması gerektiği aşikârdır. Ancak tarikatlara yakın vakıf ve derneklerle ya da siyasi eğilimli oluşumlarla yapılan anlaşmalar, bu tarafsızlık ilkesine gölge düşürebilir.

Peki, bu durum ne anlama geliyor?

Yazının Devamı

Dış politika: Fırsatlar, hatalar ve yeni yol haritası

Türkiye’nin dış politikası, değişen dünya dengeleriyle birlikte hem fırsatlar hem de büyük riskler barındırıyor. Ancak son yıllarda izlenen bazı yaklaşımlar, potansiyel kazanımları kaçırmamıza ve uluslararası alanda yalnızlaşmamıza neden oldu. Artık bu hataları ele alıp, gerçekçi ve sürdürülebilir bir dış politika geliştirme zamanı.

Orta Doğu’daki krizlerde Türkiye’nin aktif bir rol üstlenmesi gerektiği herkesin malumu. Ancak zaman zaman sert söylemler ve tarafgir yaklaşımlar, Türkiye’nin arabulucu rolünü zayıflattı. Daha dengeli bir dış politika ile hem komşularımızla iş birliği hem de uluslararası toplumda saygın bir yer kazanabilirdik.

Avrupa Birliği ile ilişkilerde gerilim üretmek, ekonomik ve siyasi alanlarda elimizi zayıflattı. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi konular, Avrupa ile Türkiye arasında karşılıklı fayda sağlayabilecek potansiyeller barındırıyor. Ancak bu süreç, yalnızca yapıcı adımlarla mümkün olabilir.

Yazının Devamı

Yeni bir başlangıç: Yeni Ankara gazetesi

40 yılı aşkın süredir günlük yayın hayatını sürdüren Anadolu Gazete, ülkemizin ve bölgemizin önemli bir sesi olmayı başarmıştır. Bugün ise, yenilenmiş bir kimlikle ve güçlü bir vizyonla Yeni Ankara adıyla yayın hayatına başlamıştır. Bu değişim, geleneksel gazetecilik değerlerini modern bir anlayışla birleştirme kararlılığını yansıtmaktadır.

Böylesine önemli bir gazetede köşe yazarı olarak, bu anlamlı dönüşüme tanıklık etmekten büyük mutluluk duyuyorum. Yeni Ankara’nın, halkın doğru ve güvenilir haber alma hakkını savunma konusundaki kararlılığını sürdüreceğine yürekten inanıyorum.

Yeni Ankara ismiyle çıktığınız bu yolda, başarılarınızın daim olmasını gönülden diliyorum.

Yazının Devamı

Asıl gündem: Emekli, asgari ücret ve esnaf

Türkiye’de ekonomik zorluklar, asgari ücret ve emekli maaşları tartışmaları vatandaşın gündeminde sıcak yer tutuyor. Ancak asgari ücretin artırılması kadar, bu ücreti ödeyen işletmelerin desteklenmesi ve ekonomik istikrarın sağlanması da hayati önem taşıyor.

Asgari ücretin artırılması, çalışanların yaşam kalitesini yükseltirken; emekli maaşlarının asgari ücret seviyesine getirilmesi ise sosyal adaletin sağlanması açısından zorunludur. Ancak bu artışlar, işletmelere mali destek sağlanmadan gerçekleştirilirse, işverenlerin yükü artacak, işçi çıkarımları ve işsizlik kaçınılmaz hale gelecektir.

Çözüm Nedir?

Yazının Devamı

Asgari ücret ve emekli maaşlarına: Hakkaniyetli bir düzenleme şart

Ülkemizin ekonomik koşulları her geçen gün ağırlaşıyor. Asgari ücretle çalışanlar ve emekliler, temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanıyor. Bu durum, toplumsal vicdanı derinden sarsıyor. Bugün, asgari ücretin insanca bir yaşam standardını karşılayamadığı gibi en düşük emekli maaşının da bu seviyenin altında kalması büyük bir adaletsizlik yaratıyor.

Bir ömür boyunca çalışan ve emekliliği hak eden vatandaşlarımızın, asgari ücretin altında bir gelirle yaşamaya mecbur bırakılması kabul edilemez. Hem çalışanların hem de emeklilerin, insanca bir yaşam sürebilmeleri için temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir gelir seviyesine ulaşmaları şarttır. Bu nedenle asgari ücretin insanca yaşanabilir bir seviyeye çıkarılması ve en düşük emekli maaşının asgari ücrete eşitlenmesi gerekmektedir.

Bu sorun yalnızca ekonomik bir mesele değildir; aynı zamanda toplumsal adalet ve eşitlik meselesidir. Gelir dağılımındaki adalet, toplum huzurunun en önemli temellerinden biridir. Aksi takdirde, toplumsal adalet duygusunun zedelenmesi, ekonomik krizlerin etkisini daha da artıracaktır.

Yazının Devamı

Orta Doğu’daki kargaşa ve Türkiye üzerindeki etkileri

Orta Doğu'daki savaş ve çatışmalar, bölge halkları kadar Türkiye üzerinde de önemli etkiler yaratmaya devam ediyor. Son günlerde Suriye'deki iç çatışmaların yeniden alevlenmesi, Türkiye'deki mülteci krizini ve ekonomik zorlukları derinleştirme riski taşıyor. Türkiye'nin bu süreçten nasıl etkileneceği ve Suriye’deki hedeflerin ne olduğu kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.

Halihazırda 4 milyon kayıtlı mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, kayıtsız göçmenlerle birlikte bu sayının çok daha yüksek olduğu tahminleriyle karşı karşıya. Bu durum, mülteci krizinin yalnızca insani bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir yük olduğunu ortaya koyuyor.

Özellikle dar gelirli vatandaşlar, artan konut kiraları, iş piyasasındaki rekabet ve yükselen yaşam maliyetleri nedeniyle daha büyük zorluklarla karşılaşıyor. Bu durum, yalnızca bireysel yaşamları zorlaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal huzursuzluğu da artırıyor.

Yazının Devamı

Tarihe not: Kılıçdaroğlu’nun ülkesine ve adalete adanmışlığı

Köşe yazımı, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme sürecini bizzat yerinde izleyen, olayları yerinde gözlemleyen birisi olarak kaleme aldım.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, genel başkanlık döneminde attığı adımlarla adalet, demokrasi ve insan hakları mücadelesinde halkın gönlünde yer etmiş toplumsal bir lider oldu. Ancak bu mahkeme süreci yalnızca bireysel bir dava değildi. Yargılanan kişi Sayın Kemal Kılıçdaroğlu gibi görünse de aslında yargılanan Cumhuriyet Halk Partisi ve onun temsil ettiği sosyal demokrat değerlerdi. Ne var ki bunu anlayamayanlar oldu. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, mahkeme salonunda yalnızca kendisini değil, sosyal demokratları, CHP’yi ve adalet arayışında olan milyonları savunuyordu.

Mahkeme salonları ve çevresindeki kalabalık, bu mücadelenin ne denli geniş bir tabana yayıldığını gösteriyordu. "Savunmaya değil, gerçekleri tekrarlamaya geldim" diyerek başlayan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, yalnızca bir duruşmada değil, toplumun vicdanında da yerini sağlamlaştırdı. Türkiye’nin dört bir yanından gönüllü olarak gelen 20.000’den fazla adalet ve Sayın Kemal Kılıçdaroğlu sevdalısı, halkın bu sürece olan inancını ve desteğini gözler önüne serdi.

Yazının Devamı

Adalet yürüyüşünden siyasi yasak soruşturmasına

Kamuoyunda geniş yankı uyandıran, 2017 yılında başlatılan Adalet Yürüyüşü, yalnızca Türkiye'de değil, dünya genelinde de önemli bir etki yarattı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin o dönemdeki Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun liderliğinde gerçekleştirilen bu yürüyüş, adaletsizliklere karşı yükseltilen bir ses olarak pek çok kesim tarafından takdirle karşılandı ve halkın vicdanında derin bir iz bıraktı.

Bugün ise bu yürüyüşü gerçekleştiren lider hakkında açılan siyasi yasak soruşturması, adalet kavramı üzerine yeniden düşünmeyi zorunlu kılıyor. 22 Kasım’da Ankara Adliyesi’nde görülecek dava, bireysel bir hukuki mesele olmanın ötesinde, toplumun genel adalet arayışını yansıtan sembolik bir öneme sahip. Bu dava, aynı zamanda Sayın Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık genel başkanlık süresince savunduğu değerlerin ve Türkiye’nin adalet anlayışının bir sınavı olarak karşımızda duruyor.

Türkiye’nin dört bir yanından, farklı kesimlerden Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik destek açıklamaları geliyor. İlk açıklamalardan biri, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş’tan geldi. Bu açıklamayı çok sayıda belediye başkanı, siyasetçi ve vatandaşın destek mesajları takip etti.

Yazının Devamı

Halkın gerçek gündemi ekonomik kriz: Krizin krizi

Ülkemiz, ağır bir ekonomik krizin pençesinde. Milyonlarca vatandaş ekonomik baskı altında eziliyor. Her gün sokakta, iş yerlerinde, pazar tezgahlarında aynı serzeniş: “Bu maaşla geçinmek imkansız.”

Asgari ücret ve emekli maaşı tartışmaları giderek daha da gündemde. Halk, artık en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılmasını talep ediyor. Türk-İş’in 2024 verilerine göre, bir ailenin açlık sınırı 15.500 TL, yoksulluk sınırı ise 50.000 TL’ye dayanmış durumda. Bu da mevcut 17.002 TL'lik asgari ücretin yoksulluk sınırının çok altında kaldığını gösteriyor. Ve halk, haklı olarak sesleniyor: “Asgari ücretle en düşük emekli maaşı eşit olmalıdır!” Asgari ücret ile emekli maaşının aynı seviyeye çıkartılması şarttır; aksi halde halkın ve emeklinin yaşam standartlarının güvence altına alınması mümkün değildir.

Hükümetin ekonomik politikaları, maalesef vatandaşın temel yaşam hakkını güvence altına almaktan uzak. Yaşam standardının korunması bir zorunluluk; ancak bu zorunluluk, dar gelirli, emekli, işçi, çiftçi ve kimsesiz vatandaşlar için hâlâ bir hayal.

Yazının Devamı

Bugün 10 Kasım…

Gözlerimizin yaşla dolduğu, yüreğimizin hüzün ve minnetle dolup taştığı bir gün… Mustafa Kemal Atatürk'ü andığımız her 10 Kasım’da, içimizde tarifsiz bir boşluk hissediyoruz. O, yalnızca bir komutan değil; bir halkı bağımsızlığa ve özgürlüğe götüren bir rehber, bir devrimci, bir dehaydı. Uğruna canını ortaya koyduğu milletine, geleceğe güvenle bakan, özgür bir vatan armağan etti. O vatan ki, her karışında onun emeği, onun düşleri, onun vazgeçilmez idealleri saklı…

Atatürk’ün yokluğunu her 10 Kasım’da daha derinden hissediyoruz; bize bıraktığı izleri takip ediyoruz. Attığımız her adımda, Atamızın ileri görüşlülüğünün, insan sevgisinin, ülkesine ve insanına olan sonsuz bağlılığının izleriyle karşılaşıyoruz. Her geçen yıl, büyük Atatürk’ün bize bıraktığı mirasın büyüklüğünü daha iyi anlıyor, her zorlukta mavi gözlü dev adamın kararlılığını yüreğimizde hissediyoruz.

Bize miras bıraktığı Cumhuriyet’i koruma görevini bir onur, Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık yolunu ise bir ışık olarak kabul ediyoruz. Bugün, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü minnetle, saygıyla, sonsuz bir sevgi ve özlemle anıyoruz. Ne mutlu ki, Atatürk’ün izindeyiz; ne mutlu ki, bize Atatürk gibi bir önder nasip oldu.

Yazının Devamı

Her gün değişen gündemin gölgesinde kalan acı gerçek

Türkiye’nin ekonomik gerçekleri, her gün değişen gündemin gölgesinde maalesef görünmez hale geliyor.

Ekim ayında açıklanan resmi verilere göre, enflasyon oranı aylık %3,1; yıllık ise %62,1 olarak belirlendi. Peki, bu tablo neyi ifade ediyor?

Özellikle emekliler ve asgari ücretliler, artan yaşam maliyetleri karşısında ciddi bir geçim savaşı veriyor. Kiraların en düşük 15.000₺ kadar çıkması, 12.500₺ maaşla geçinmeye çalışan bir emekli veya asgari ücretli için neredeyse imkansız bir durum yaratıyor. Yıllık enflasyon oranına göre, yani %62'lik bir kira artışı, 15.000 ₺ olan kira bedelini yaklaşık 24.300 ₺ yükseltiyor.

Yazının Devamı

Gündem yine karmakarışık, peki asıl meselemiz ne?

Her gün yeni bir başlık gündeme düşüyor. Anayasa değişiklikleri, terörist başının Meclis’e davet edilmesi, TUSAŞ’a yönelik terör saldırısı, sağlık skandalı Yenidoğan Çetesi… Derken bir de Esenyurt Belediye Başkanı'nın görevden alınması. Bu baş döndürücü gelişmeler arasında gözden kaçırılan temel bir gerçek var: Asıl gündemimiz, milletimizin geçim derdi!

Bugün emekli, memur, işçi, çiftçi, esnaf; dar gelirli ve orta gelirli herkesin belini büken derin bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Artık dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 40 bin TL’nin üstünde, açlık sınırı ise 15 bin TL’yi geçmiş durumda. Gün geçtikçe daha da zorlaşan hayat şartları, vatandaşın omzunda ağır bir yük.

Markete, pazara gidildiğinde rakamlar cep yakıyor; bir asgari ücretli, emekli veya dar gelirli vatandaş temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanıyor. TÜİK’in verileri, resmi enflasyon oranları açıklanıyor ama sokaktaki gerçek, ne yazık ki çok daha farklı.

Yazının Devamı