Protestoya da uygun değil şehir

Ali İnandım

Ali İnandım

Tüm Yazıları

Rant canavarı şehirleşme ilkelerini tamamen yıkıp geçtikten sonra adı ‘şehir’ kendi arapsaçı bir kargaşa kaldı elimizde. Çok bina olan yere şehir diyoruz sadece. Betonun ve asfaltın insandan daha değerli olduğu, insan için olmayan yaşam alanları. İçinde yaşamaktan zevk almak yerine içimizi çürüten, ömrümüzü kemiren kurtçuklar yuvası yaşadığımız.

Yavaş yavaş planlı şehirciliği uygulamaya başlamışken 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi, neoliberalizm denen yeni bir siyasi, ekonomik ve toplumsal yaşam biçimi getirdi arkasından. Sonradan anladık; neoliberalizm, altta kalanın canı çıksın sistemi demekmiş.

Neredeyse haksız kazançla eş anlama gelen ‘rant’ kavramı, hakları, ilkeleri, değerleri, insanları yutan bir canavara dönüştü zamanla. Bir kanser gibi insani yaşamın doğasına, iflah olmaz bir hastalık olarak girdi. Her geçen gün daha şiddetleniyor sancıları.

BİR DE PROTESTOLAR YÜK OLDU

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Başkanı Ekrem İmamoğlu için açılan davalar, ülke çapında protestolara neden oldu. 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişiminden bu yana salgın, yüksek fiyatlar, yüksek enflasyon, Kahramanmaraş Depremi, küresel dengelerin altüst olması zaten yeterince olumsuzlukla doldurmuştu içimizi, bir damlayı daha kaldıramadık, protesto etme şeklinde taştık içimizden.

Yanlış şehirleşmenin tokadını yedik bu kez de. Yüzbinlerce insanın protesto talebi, diğer yüzbinlerin mağduriyetine mal oldu. Zaten bozuk şehir düzenimiz, bir de böyle yük oldu sırtımıza.

Bazı metro durakları kapatıldı, bazı otobüs duraklarında durmadı otobüsler, minibüs seferleri erken kesildi, merkez kavşaklar kapatıldı, 50 metrede geçeceğimiz Güvenpark’tan 750 metrede geçtik. İstanbul’un normali çekilmezken kapatmalarla cehenneme döndü trafiği. Yaşlısı, engellisi, hastası yokmuş gibi güvenlik önlemleri, ikinci bir kızgınlık nedeni oldu protestolar üzerine.

ŞEHİRLERİN MEYDANLARI OLUR

Oysa şehirlerin meydanları olur protestosunu da sevincini de paylaşmak için. Şehrin merkezinde, herkesin orta noktasında ama kalabalıklar toplandığında ayağa dolanmayacağı, yaşamı altüst etmeyen ulaşım seçenekleriyle planlanır. Meydan, toplumların emniyet kemeri, kızgınlığın ya da sevincin boşalma haznesidir, toplum vücudunun ihtiyacıdır.

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi, ülkenin olan meydanlarını bozmuş, olmayanlara, baştan engel olmuştur. Ankara’nın Ulus, Kızılay, Tandoğan Meydanları, İstanbul’un Taksim Meydanı, meydan değildir artık. Trafik kavşağıdır buralar. Büyük kalabalıkların dayanışma mekanları kasten bozulmuş, küçültülmüş ya da iptal edilmiştir. 15 Temmuz 2016 FETÖ kalkışmasına direnirken de eksiliğini hissettiğimiz en büyük sorundu meydan.

Bu meydanları trafik kavşağına çeviren siyasi ve yöneticileri de kaydetmemiz gerek. Meydandır ihtiyaç olunan, kimin ihtiyacı olacağı belli olmaz.

KÖRDÜĞÜMDE KİLİTLİYİZ

44 kilometre karelik bin kişinin yaşadığı Vatikan’da, Papa’nın kitlesel meydanını görüyoruz televizyonlarda. 25 bin 632 kilometre karelik, 6 milyon nüfuslu Türkiye’nin başkenti Ankara’da, meydan yok. Meydan diye gösterilen boş yerlerin, meydan özelliği yok.

İşe bakın; hak arayan haklı, protesto mağduru şikayetçi haklı. Kördüğüm bu; toplumun çıkış yol ve kapılarına engel, 12 Eylül üretimi, her görüşün önünü kapatan bir kilittir bu uygulama.

Şehir dokusu ve doğasını bozan 12 Eylül temsilcisi rant canavarı, bu kilidin kilitleyen anahtarıdır.

Bir ülkenin meydansız başkenti, bağımsızlık mücadelesinin bitmediğini gösterir.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?
Yorum yapmak için tıklayınız